(0212) 679 32 53

Malpraktis Davası

Malpraktis davası, kısaca hekim hatası olarak da tanımlanan durumlar karşısında açılan bir davadır. Bu kavram Türk Tabipler Birliği Hekimlik Meslek Etiği Kuralları’nın 13.maddesinde tanımlanmıştır. İlgili maddeye göre, deneyimsizlik, bilgisizlik veya ilgisizlik sebebiyle bir hastanın zarar görmesi, hekimliğin kötü uygulanması anlamına gelmektedir. Malpraktis kavramının tanımından da anlaşılacağı üzere hastalık veya başka bir sağlık sorunu sebebiyle hekime ya da bir tıp kurumuna başvuran hastanın tıbbi tanı ve tedavi esnasında beklenmedik bir zarar ile karşı karşıya kalması halinde malpraktis davası açılabilecektir.

 

Malpraktis davasında, davaya sebebiyet veren esasen doktorun bilgisizliği, deneyimsizliği ya da ilgisizliği olup bu nedenle hastanın zarar görmüş olmasıdır. Hekimliğin bu şekilde kötü uygulanışı nedeniyle söz konusu zararın giderilmesi için hasta, bir tazminat davası açma imkanına sahip olacaktır. Aslında herkesin bildiği üzere her tıbbi müdahale hasta açısından belirli oranda risk taşımaktadır. Dolayısıyla tıbbi müdahale esnasında meydana gelen tüm zararlardan dolayı da doktoru sorumlu tutmak mümkün değildir. Malpraktis davası açılabilmesi için önemli olan tıbbi müdahaleyi gerçekleştiren doktorun gerekli dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranmış olması ve doktorluk uygulamasında hatanın var olmasıdır. Burada önem arz eden noktalardan birisi de dikkat ve özen yükümlülüğünün ölçütünün nasıl belirleneceğidir. Bir hekimin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranıp davranmadığının tespitinde hekimlik uygulamasında var olan standartlar esas alınacaktır. bu standartlar çerçevesinde doktorun aykırı bir hareketi mevcutsa bu halde kendisine karşı malpraktis davası açılmasında haklı bir neden var olacaktır. Aksi takdirde dava, davacı açısından sonuçsuz kalacaktır.

 

Malpraktis davası açılabilmesi için aranan şartlardan bir diğeri de şüphesiz ki hastada bir zararın meydana gelmesidir. Hastaya yapılan tedavi, muayene vs sonucunda hastada bir zarar oluşmalı ve bu zarar doktorun kusurundan meydana gelmelidir. Eğer tedavinin uygulanmasından sonra hasta, doktorun söylediklerini dikkate almaz ve kendisine iyi bakmazsa, bu durumda da bir zarar meydana gelebilecektir. Fakat böyle bir olay karşısında doktorun sorumluluğuna gitmek hukuken mümkün değildir. Çünkü meydana gelen zarar, hastanın kendi hal ve hareketlerinden ötürü oluşmuştur.

 

Malpraktis Davası Nasıl Açılır ?

Malpraktis davasının açılabilmesi için hekimin yaptığı veya yapmakta ihmal ettiği hareket ile hastada meydana gelen zarar arasında illiyet bağı olması önem taşımaktadır. Yani hastadaki zarar, doktorun kusurlu davranışından ileri gelmelidir. Kusur ve zarar arasındaki illiyet bağı tespit edildiği takdirde malpraktis davası açılarak meydana gelen maddi ve manevi zararların tazmin edilmesi mümkün olacaktır.

 

Malpraktis Davası

Malpraktis Davası | Topo Huku Bürosu

 

Doktorun hatası söz konusu olduğunda çoğu zaman hastanın veya hasta yakınlarının mağduriyetlerinin giderilmesi tam anlamıyla mümkün olmaz. Zira doktorun hatası kimi zaman kalıcı ve tedavisi mümkün olmayan zararlara sebebiyet vermektedir. Fakat bu durum karşısında elbette ki maddi zararların giderilmesi mümkün olacaktır. Doktor ve hastane ya da her ikisi birlikte tedavi aşamasında gerçekleştirdiği tüm hataların sebep olduğu zararları tazmin etmekle yükümlüdür. Hasta, ameliyat masraflarını, çalışmadığı günler sebebiyle uğradığı zararı, yeniden tedavi görüyorsa bu tedavi masraflarını doktor ve hastaneden malpraktis davası ile talep edebilecektir.

 

Malpraktis davası ile ilgili cevaplanması gereken sorulardan birisi de bu davanın kime karşı ve nerede açılacağıdır. Çünkü hastada meydana gelen zararın devlet hastanesinde ve özel hastanede olması halinde izlenmesi gereken yol da değişecektir. Bu konuda ilk olarak şunu söylemeliyiz ki devlet hastanelerinde yaşanan malpraktis vakıaları nedeniyle uğranılan zararların tazmini için husumet devlete yöneltilmelidir, yani devlet aleyhine dava açılması gerekmektedir. Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullandıkları sırada kusurlarından doğan tazminat davaları hastanenin bağlı olduğu idare aleyhine açılabilmektedir. Dolayısıyla idare, kamu görevlisi olan hekimin hizmet kusurundan kaynaklanmış olan zararı gidermekle yükümlüdür. Fakat eğer doktorun, görevden ayrılabilir nitelikte kişisel bir kusuru bulunuyorsa malpraktis davası doğrudan doktora veya diğer sağlık görevlisine karşı açılabilecektir. Fakat burada doktorun kişisel kusuru olup olmadığının tespiti için detaylı bir inceleme yapılması gerekecektir.

 

Devlet hastanesinde çalışan bir doktorun dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranması sonucunda hastada meydana gelen zararların tazmini için tam yargı davası açılacaktır. Burada doktorun hizmet kusurundan söz edilecektir. Her ne kadar idare aleyhine dava açılmış olsa da gerekli olduğu takdirde devlet, kusurlu doktora rücu etmek zorundadır.  Her halde malpraktis davası açılmasında bu alanda hizmet veren uzman bir avukata danışılması, davanın doğru yerde ve doğru kişi aleyhine açılabilmesi açısından önem taşımaktadır.

 

Malpratktisin Özel Hastanede Olması

Malpraktis vakıasının özel hastanede gerçekleşmesi de söz konusu olabilmektedir. Bu durumda hem hastane hem de doktor aleyhine tazminat davası açılması mümkündür. Yargıtay’a göre özel hastane işleten kimse tacir sıfatıyla basiretli tacir gibi davranmak zorundadır. Dolayısıyla özel hastane yöneticisi, yanında çalıştıracağı personeli seçerken tüm özeni göstermekle yükümlüdür. Bu nedenle bir hasta sırf hekim hatası sebebiyle zarara uğramış olsa da hastane aleyhine de dava açılacaktır. Çünkü özel hastane, adam çalıştıranın sorumluluğu gereğince de meydana gelen zararlardan sorumlu tutulacaktır. Kısaca zararın özel hastanedeki bir doktorun davranışı sebebiyle ortaya çıkması halinde malpraktis davası, doktor ve özel hastane aleyhine açılacaktır.

 

Malpraktis Ceza Davası

Malpraktis ceza davası için söyleyebiliriz ki bir hastaya yapılan tedavinin hukuka uygun kabul edilmesinin esas nedeni, hastanın bu tedaviye rıza göstermiş olmasıdır. Fakat burada dikkat edilmesi gereken, her halde ilgili kimsenin rızasının varlığından söz edemeyeceğimizdir. Hastanın rızasının var olduğunu söyleyebilmemiz için gerçekleştirilen müdahalenin tedavi amaçlı olması gerekir.Ayrıca müdahale, tıp biliminin gereklerine uygun bir şekilde yapılıyor olmalıdır. Hastanın tedavi süreci ve olası riskler konusunda aydınlatılmış olması da rızanın varlığından söz edebilmemiz için gereklidir. Son olarak da rızasını beyan eden hastanın bu beyanı etmeye ehil olması gerekmektedir. Bu şartları varlığı halinde ilgili kimsenin tedaviye rızası olduğunu söylememiz mümkündür ki bu da tedaviyi hukuka uygun kılmaktadır.

 

Hukuka uygunluk şartları oluşmadığı halde hastaya tedavi uygulanırsa bu müdahale hukuka aykırı hale gelecektir. Dolayısıyla müdahale sonucunda oluşan sakatlanmalar, can kayıpları gibi durumlarda doktor, kasten adam öldürme ve kasten yaralama gibi suçlardan dolayı sorumlu tutulabilecektir. Eğer devlet hastanesinde çalışan bir doktorun hukuki sorumluluğuna gidilmek isteniyorsa bunun için ilk olarak idari amirinden izin alınması gerekecektir. Özel hastanede çalışan doktorlar açısından ise böyle bir izne gerek yoktur; doğrudan savcılığa şikayette bulunmak mümkündür.

 

Malpraktis davası ile alakalı bir ceza avukatından destek almak için iletişime geçiniz.

 

Bu yazıyı sosyal medyada paylaşın, herkes bilgilensin:
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (No Ratings Yet)
Loading...

Leave a Reply