(0212) 679 32 53

Nükleer Santrallerin Hukuki Durumu

Son yıllarda yoğunlaşan bu santrallerden haberimiz oldukça aklımıza şu soruyu getirmektedir: “Nükleer santrallerin hukuki durumu nedir ?“, bu sorunun cevabı günümüzde ele alınması gereken önemli konular arasında yer almaktadır. Nükleer santraller, ülkenin ekonomik açıdan kalkınması ve itibari açısından önem arz etse de çevre ve insanlar üzerinde yaratabileceği olumsuz etkiler göz önünde bulundurulduğunda çok fazla risk içermesi sebebiyle genellikle tartışmalı bir konu olarak ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla nükleer enerjinin üretim sürecinde meydana gelebilecek sıkıntılar da düşünüldüğü zaman nükleer santrallerin hukuki durumunun ayrı bir öneme sahip olduğunu söylememiz yerinde olacaktır.

 

Dünyada nükleer enerjiyi kullanmakta olan pek çok ülke, hukukunda buna dair düzenlemeler gerçekleştirmiştir. Ülkemiz açısındansa henüz böyle bir özel düzenleme mevcut değildir. Her ne kadar mevzuatımızda özel bir düzenleme bulunmasa da Türkiye’nin de taraf olduğu uluslararası sözleşmeler yoluyla bazı uygulamalar gerçekleştirilmektedir. 1986 yılında meydana gelen Çernobil kazasından sonra nükleer santrallerin hukuki durumu daha bir önem kazanmış olup bu kaza tüm dünyada büyük etki bırakmıştır. Kaza neticesinde aynı zamanda nükleer sorumluluk rejiminin ne kadar eksik olduğu da ortaya çıkmış oldu. Esasında bu kaza sonrasında uluslararası alanda bu konu hakkında düzenlemeler yapma konusu gündeme gelmiştir. Söz konusu kazanın ardından, kazanın gerçekleştiği ülkeyle sınırlı kalmayarak nükleer kaza mağdurlarının durumu ve mağdurların zararlarının tazminiyle ilgili pek çok düzenleme yapılmıştır.

 

Nükleer Santrallerin Hukuki Durumu / Enerji Hukuku

 

Nükleer santraller kanun karşısında denilebilir ki yapılan uluslararası anlaşmalarla ve mevzuatımızda yer alan maddeler incelendiği zaman nükleer santrallerin projelendirilmesi, kurulması ve ömrünü tamamlamasından sonra kaldırılması ile ilgili gerekli işlemlerin hem çevre hem de insan sağlığı açısından en zararsız biçimde gerçekleştirilmesini sağlayacak güvenlik önlemlerinin ağırlıkta olduğu görmekteyiz. 2010 yılında Rusya ile Türkiye arasında imzalanmış olan anlaşma çerçevesinde ülkemizde de nükleer santralin kurulumuna başlanmıştır. Akkuyu Nükleer Güç Santrali Projesi 2022 yılında tamamlanacak olup Türkiye’nin enerji ihtiyacının %10’unu karşılaması beklenmektedir. Ülkemizde de nükleer santral kurulumuna geçilmesiyle birlikte nükleer santrallerin hukuki durumu tekrardan gündeme gelmiş ve tartışmalara açılmıştır.

 

Nükleer Santral İşletenlerin Hukuki Sorumluluğu

Nükleer santraller, gerekli tedbirlerin alınmasıyla beraber kuruldukları ve işletildikleri müddetçe esasında son derece verimli ve güvenli bir enerji sistemidir. Fakat bu süreçlerde grçekleşecebilecek en küçük ihmal, onu hem insan hem de çevre bakımından büyük bir tehlike haline dönüştürecektir. Bu anlamda radyasyon yayılmasını engelleyecek, atıkların güvenli bir şekilde depolanıp imha edilmesini sağlayacak ve tesislerin doğru bir şekilde işe uygun kişiler tarafından işletilmesini sağlamaya yönelik bazı hükümler mevcuttur. Dolayısıyla nükleer santrallerin hukuki durumu kadar nükleer santral işletenlerin hukuki sorumluluğu konusu da büyük bir öneme sahiptir.

 

Nükleer enerji alanında yaratılan tehlike nedeniyle üçüncü kişilerin maruz kalacakları zararların tazmini Paris Sözleşmesi olarak adlandırılan 1960 tarihli bir milletlerarası sözleşmeyle düzenlenmiştir. Söz konusu sözleşme Türkiye tarafından da imzalanmış ve onaylanmıştır. Bu sözleşme milletlerarası bazı ortak kurallar getirmekle birlikte devletleri iç mevzuatları tamamlayıcı düzenleme yapmakta serbest bırakmıştır. Sözleşmeye taraf olan devletlerden bazı iç mevzuatlarında gerekli düzenlemeleri yapmışlardır. Ülkemizde ise nükleer kaynaklı zararların tazmininde uygulanacak kuralların yer alacağı bir kanun tasarısı 1986 yılında tamamlanmıştır. Çalışmalar, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’nda yürütülmüştür. Bu tasarının gerekçesinde belirtildiği üzere tasarının hazırlanmasında hem Paris Sözleşmesi’nin hükümleri hem de bu sözleşmeye taraf olan ve olmayan diğer devletlerin iç mevzuatlarında yapmış oldukları düzenlemeler göz önünde bulundurulmuştur.

 

Nükleer santrallerin hukuki durumu tam olarak Enerji Hukuku alanını ilgilendirir. Nükleer menşeeli zarara uğramış olan üçünü kişilerin zararlarının tazmin edilmesi  ve teminat altına alınması ve aynı zamanda nükleer enerjinin barışçıl amaçlarla kullanılmasıyla geliştirilmesi esasları bu tasarıda bağdaştırılmaya çalışılmıştır. Daha sonra nükleer enerji alanına ilişkin olarak 9.11.2007 tarihinde 5710 sayılı Nükleer Güç Santrallerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanun yürürlüğe konmuştur. Fakat bu kanun genel anlamda bir düzenleme gerçekleştirmiş olup doğabilecek zararların tazminine ilişkin hükümlere yer vermemiştir. Dolayısıyla doğacak zararların tazminine ilişkin olan 1986 tarihli Nükleer Enerji Alanındaki Hukuki Sorumluluk Kanunu Öntasarısı ayrı bir öneme sahiptir. Görüldüğü üzere nükleer santrallerin hukuki durumu ve nükleer santral işletenlerin sorumluluğu hakkında mevzuatlarımızda halen yeterli düzenlemeler gerçekleşmemiş olup bu konuda tartışmalar devam etmektedir.

 

Nükleer Santrallerin Hukuki Durumunda Sorumluluğa İlişkin Esaslar Nelerdir?

Nükleer santrallerin hukuki durumu hakkında ele almamız gereken en önemli husus, bu konuda ortaya çıkabilecek zararlar halinde sorumluluğun nasıl olacağı ve sorumluluğa ilişkin esasların neler olduğudur. Öncelikle şunu söylememiz gerekiyor ki nükleer tesis işleten kimse bu tesisin yol açtığı zararlardan dolayı objektif olarak sorumlu olacaktır. Fakat elbette bu sorumluluğun bir üst sınırı olacaktır. Söz konusu sorumluluk, tehlike esasına dayanan kusursuz sorumluluk halidir. Sorumlu kişiler için kanunda öngörülmüş olan üst sınıra kadar olan sorumluluğu sigorta ettirme zorunluluğu vardır. Eğer nükleer santralin yaratacağı zarar neticesinde sorumluluğun üst sınırı aşılmışsa ya da sorumlulara tazmin ettirilemeyen bir zarar varsa bu durumda devlet sorumlu olacaktır. Fakat tıpkı işletmecilerin sorumluluğunda olduğu gibi devletin sorumluluğunun da bir üst sınırı vardır. Bu sınırın aşılmasına neden olan büyük çaptaki olaylarda tazminatın paylaştırılması söz konusu olacaktır.

 

Nükleer Santrallerin Hukuki Durumuna Dair Esaslar

 

Nükleer santrallerin hukuki durumu konusunda değinmemiz gereken bir diğer nokta; doğabilecek zararlar neticesinde tazminat talebine ilişkin zamanaşımı olup olmadığıdır. Bu durum özel olarak düzenlenmiştir. Nükleer kazalar neticesinde radyasyonun etkileri genellikle çok geç ortaya çıkmaktadır. Düzenleme yapılırken bu durum da dikkate alınmıştır. Kazadan itibaren işlemeye başlayacak olan zamanaşımı süresi 30 yıl kabul edilmiştir. 30 yıllık süre içerisinde mağdurun zararı ve zarardan sorumlu kişiyi öğendiği tarihten itibaren 3 yılın geçmesiyle tazminat talebi zamanaşımına uğrayacaktır. Nükleer kazalar neticesinde açılacak olan tazminat davalarında mahkemenin delilleri kendiliğinden toplama esası kabul edilmiştir. Aynı zamanda bir istisnai durum olarak şunu da söylememiz gerekiyor ki eğer mahkeme, tazminat isteminde bulunan kişinin zararının istediği tazminattan daha fazla olduğu tespit ederse talep edilen tazminattan daha fazlasına hükmedilmesi mümkün olmaktadır. Bu istisnai usul hükümleri İsviçre’de bu konu hakkında yapılan düzenlemeler örnek alınarak gerçekleştirilmiştir.

 

Nükleer Santrallerin Avantajları ve Dezavantajları

Nükleer santrallerin hukuki durumu büyük bir öneme sahip olmakla beraber nükleer santrallerin avantajları ve dezavantajları da ele alınması gereken konular arasında yer almaktadır. Kurallara uygun bir şekilde kurulan nükleer santrallerin pek çok avantajı vardır. Ancak gerekli tedbirler alınmazsa ve ihmaller söz konusuysa o zaman bu santraller büyük dezavantajlara sahip olacaktır.

 

Nükleer santrallerin avantajlarından ilki bu santrallerin çevreye duyarlı birer enerji kaynağı olmalarıdır. Nükleer santraller, küresel ısınmanın hızlandırıcı etkilerini düşürmektedir. Aynı zamanda santrallerle yüksek miktarda elektrik enerjisi üretilebilmektedir. Üretilen elektriğin maliyetinin düşük olması da nükleer santralleri avantajlı kılmaktadır. Nükleer santrallerde kullanılan yakıtlar ayrıştırılarak yeniden yakıt olarak kullanılabilmektedir. Nükleer enerjinin diğer enerjilere göre daha verimli olması onu daha cazip hale getirmektedir. Nükleer santrallerin en büyük dezavantajı ise hiçbirinin yüzde yüz güvenilir olmamasıdır. Santralde yaşanacak ufacık bir kaza sonucunda tazmin edilemeyecek zararların ortaya çıkma mümkündür. Aynı zamanda nükleer atıklar ve bu santrallere yapılabilecek saldırılar da onun dezavantajları arasında yer almaktadır.

 

Bu yazıyı sosyal medyada paylaşın, herkes bilgilensin:
1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (2 votes, average: 5,00 out of 5)
Loading...

Leave a Reply